Diyelim ki bir gün kilerinizde güveler olduğunu fark ettiniz. Kavanozların etrafında uçuşan minik kelebekler, raflarda bırakılmış izler, bazı bakliyatların içinde fark ettiğiniz incecik kurtçuklar…

Bu durumu birine anlattığınızda, büyük olasılıkla size “bir an önce temizle, güvelerden kurtul” diyecektir. Siz de öyle yaparsınız. Görünen güveleri süpürür, kavanozları yıkayıp bozulanları atar, yerine taze mercimek ve nohut alırsınız. Ancak bir süre sonra aynı sorun tekrar eder. Güveler yeniden çıkar.

Çünkü sorun sadece görüneni temizlemek değildir. Asıl mesele, güvelerin ilk olarak nereden çıktığını bulmaktır. Belki o en arkadaki, kapağı gevşemiş eski bir kavanozda, fark edilmemiş bir yuva hâlâ duruyordur.

terapi

Terapide de süreç çok benzer işler. Bazı sorunlar kendini açıkça gösterir: kaygı, öfke, ilişkilerde tekrar eden döngüler, değersizlik hissi…

Çevrenizden çoğu kişi bu sorunlara hızlı çözümler önerir:“Daha pozitif düşün”, “geçmişe takılma”, “yeni biriyle tanışırsan her şey geçer” gibi cümleler sıkça duyulur.

Ancak bu öneriler, yalnızca yüzeydeki belirtileri hedef alır. Güveleri süpürmek gibidir. Geçici olarak rahatlatıcı olabilir, fakat sorunun kökenine inmeden yapılan her müdahale eksik kalır.

Her davranışın, her duygunun bir bağlamı ve geçmişi vardır. Bu geçmişi, bu kökeni anlamadan yapılan her çözüm, tıpkı eski kavanozu gözden kaçırmak gibidir. İşte bu nedenle terapi zaman alır. Çünkü terapi bir tamir değil, bir inşa ya da daha doğru bir ifadeyle bir restorasyon sürecidir.

Yeniden inşa edilen şey, aslında baştan yaratılan değil; zamanla üzeri örtülmüş, kimi yönleri unutulmuş veya bastırılmış olan içsel yapının tekrar fark edilmesidir.

Terapist bu süreçte size ne yapmanız gerektiğini dikte etmez. Çünkü hiçbir sorunun evrensel ve tek bir çözüm yolu yoktur. Her bireyin iç dünyası, deneyimleri ve başa çıkma yöntemleri kendine özgüdür. Terapist bu özgün yapıyı anlamaya çalışır, sizinle birlikte keşfeder. Danışanın içsel haritasını yine onun eşliğinde, ona güvenli bir alan sağlayarak anlamlandırır. Bu bir işbirliğidir; dışarıdan dayatılan bir çözüm değil, içeriden şekillenen bir yolculuktur.

Bu yolculuk çoğu zaman konuşmayla başlar. Kelimeler, yalnızca anlatmak için değil; anlamak, hatırlamak ve yeniden düzenlemek için vardır. Zihindeki karışıklık, duyguların adını koydukça azalmaya başlar. İçsel karmaşayı dışa vurmak, kimi zaman bir ip yumağının çözülmesi gibidir. Bazı düğümler kolayca açılır, bazılarıysa zaman, tekrar ve güven ister. Ancak bir kez görüldüklerinde artık eskisi kadar karmaşık değildirler.

Terapinin dönüştürücü etkisi de tam olarak burada başlar. Kişi kendini anlamaya başladıkça, hayatındaki pek çok şey anlam kazanmaya başlar. İlişkiler değişir, sınırlar belirginleşir, ihtiyaçlar netleşir. Çünkü artık yalnızca yüzeydekileri süpürmekle kalmaz; neyin neden tekrar ettiğini bilir, sürecin kökenine dair bir içgörü geliştirir.

Özetle söylemek gerekirse, sadece güveleri süpürmek yetmez. Onların neden, nasıl ve nerede ortaya çıktığını bilmek gerekir. İşte terapi bu yüzden zaman alır, sabır gerektirir ama bir o kadar da derin ve sürdürülebilir dönüşümler yaratabilir.

Kln. Psk. Betül Albayrak

Tüm Yazıları>>